20 Haziran 2014 Cuma

SİLİKON VADİSİ 'NDEKİ OKUYUCUMA ; MERHABA / Hello to my readers in Silicon Valley

Mountain View, Kaliforniya / ABD


Bu yazımı her gün beni takip eden ve uzun süre sayfamda inceleme yapan , beni çok uzaklardan ; Mountain Wiev' den okuyan sevgili okuruma ithaf ediyorum.. (This writing; every day and long-term follow me on my review makes me very far away; Mountain Wiev from reading'm dedicated to my dear readers ..)

O kadar öğrenilecek bilgi , görülecek yer var...
Bilgi , her yanımızı öyle güzel kuşatmış durum da ki..
Teknolojinin bütün kaynakları ayağımıza getirdiği bu dönemde yaşadığım için kendimi çok şanslı hissediyorum..
Evet dediğim gibi ; çok gezilecek yerler ve gezmeyi çok isteyen biri var bu satırların arkasında..
Eğer işten arta kalan zamanlarda sık seyahat edebiliyor olsam ya da işim gereği farklı şehirlere gitme olanağım olsaydı özenle hazırladığım bir gezi blogu yazmayı çok isterdim..
Ama sınırlı vaktimde gidebildiğim birbirinden çok ta farklı olmayan yerleri paylaşma gereği duymuyorum...
Sayfamda yer alan ve online nerede okunuyor olduğumu gösteren harita sayesinde böyle bir yazı yazmak geldi aklıma..
Çünkü her gün aynı yerden Mountain Wiev' den beni okuyan bir okuyucunun varlığı , burasının nasıl bir yer olduğunu öğrenme hissi uyandırdı bende..
İşte Mountain Wiev hakkında öğrendiklerim ;
Silikon Vadisi olarak adlandırılıyormuş , ilk karşıma çıkan bilgi buydu.. Kuzey Kaliforniya'daki San Francisco vadisinin bir parçası olan San Jose vadisine verilen isilikon kırmık üreticileri bu bölgede yoğun olarak üretim yaptıklarından dolayı bu adı almış..
Gezilecek yerlerine baktığımda hani bildiğimiz metropol şehirlerdeki gibi sayfalarca alternatifler çıkmıyor..
Karşıma çıkan resimler oldukça güzel ve görülmeye değer yerler olduğu hissini oluştursa da oraya gitmeden önce plan program yapmak için epey bir araştırma yapmak gerek , ben bunu anlamış oldum..
İşte bu yüzden bizzat gezip - paylaşmış bir bloger arkadaşımın seyahat izlenimlerini sizinle paylaşıp , yazımı burada noktalıyorum..

Gezilecek Yerler


"Hollywood Bulvarı: 105 W'ye doğru gidip La Cianega Bulvarı (Blv.)'na girin, dümdüz gidip yokuştan Sunset Blv.'na çıkıp hemen sağa dönün, Wendys ve In and Out Burger'i görünce soldan yukarı çıkın, sağda Hollywood Müzesi'ni görünce ilk sağa girin ve bu sokakta boş yer varsa park edin, aman kırmızı veya sarı boyalı yere koymayın. İnanılmaz masalımsı bir yer, bulvar boyu yerler ünlü yıldızların isimlerinin yer aldığı yıldızlarla dolu, Dolby Theatre, ünlülerin kılığına girmiş bahşişle fotoğraf çektiren kişiler, ünlülerin el ve ayak izleri, harika bir alışveriş merkezi, yanyana sayısız hediyelikçi, Mc donalds'ın çatısından çıkıp saati parçalamış T-rex, Hard Rock Cafe, Cantina (Mc sağınızda kalınca dümdüz yürüyün birazdan solda inanılmaz kalabalık göreceksiniz, burada da gecenin en kalabalık yeri, inanın ve buraya arabalarıyla ünlüler gelip park ediyor, fotoğraf makineleriyle halk peşlerinden aniden koşmaya başlıyor). Benim gibi gördüğünüz ilk hediyelikçiye görüntüsünden dolayı aldanıp girmeyin, fiyatlar çok değişken, caddeden uzaklaştıkça fiyatlar çok değişiyor, o an 5 dolara iki tşört bile pahalı geliyor çünkü 5 dolara 4-5 tşört satan yerler dolu. Yani kısacası ne alırsan 5 dolar dükkanı bile oldukça pahalı. (Tabi siz sakın benim gibi aynı malı 20 dolara almayın.) Gecenin ilerleyen saatlerinde 00.00'da bulvar oldukça boş kalıyor ve etrafta homelessler ile doluyor, zararsızlar, cevap vermeyin, no, thanks deyip geçin kibarca. Bulvara mutlaka haftasonu gelin, pazar günleri innaılmaz kalabalık, ayrıca akşam üzeri olan otobüs gezi turları 25 dolara kadar iniyor, hava iyise ve akşam görmeyi istiyorsanız, fotoğrafa aldırış etmiyorsanız tercih sizin, gün içindekiler 100 dolara kadar çıkıyor. Burada ucuz bir otel bulmak imkansız, iğrenç hostellerin fiyatı 60 dolardan başlıyor, önermiyoruz. Zaten Nişantaşı gibi inanılmaz bir park sorunu var, civardaki park yerleri saati 10 dolardan başlıyor, ev önlerine ise koymak yasak anında çekici çağırıyorlar.

Dağdaki "Hollywood" yazısı: 101'den gideceksiniz ve ileride solda karşınıza çıkacak. Kırmızı ışıkta çekebildiğiniz kadar çekin derim, yaklaştıkça kayboluyor. Yanına çok yaklaşmadık çünkü dağa tırmanmak gerekiyordu uğraşmadık, zoom yapın yeter :) Hollywood'ta ayrıca inanılmaz büyük bir binada Scientology Tarikatı'nın binasını görünce şok olacaksınız ve aklınıza Tom Cruise gelecek. Adamlar tarikat için muazzam bnalardan oluşan bir alan yapmış ağzım açık kaldı, yarım saat kendime gelemedim, kısacası iyi çalışıyorlar. 


West Hollywood: La Cianega Bulvarı'ndan Sunset Bulvarı'na doğru gidip sağdaki Santa Monica Bulvarı yerine sola dönüp dümdüz giderseniz birazdan West Hollywood'un yan yana gece klüpleri ve barların bulunduğu en çılgın caddesine varırsınız. Gay nüfusunun en çok yaşadığı yer, bütün mağazalar, barlar, gece klüpleri buna göre düzenlenmiş. Erkekler strptiz yapıyor, mağazalarda onlara özel çılgın kıyafetler satılıyor, sokaklarda Huysuz Virjin'ler dolaşıyor, gerçekten çok renkli bir yer. Buradaki Cantina süper ve açık terasa sahip, tavsiye edilir, ayrıca Cantina'nın terasında sadece küloduyla oturan gay abimize selam ederiz.

Sunset Bulvarı: La Cianega Bulvarı'ndan dümdüz gidip yokuşu çıkınca hemen sağa dönün. Gece 19.00-01.30 arası kalabalık. Buradaki tavsiyem 4 dolara rodeo yapılabilen ve inanılmaz kalabalık, kaliteli ve renkli olan mekan, biralar 5 dolardan başlıyor. Dış mimarisinden hemen tanıyacaksınız, dışında balkonlarında atlar, mankenler olacak, ahşap ağırılklı bir yer, dediğim yerden sağa döndüğünüzde yani siz Sunset Bulvarı'nda ilerlerken solunuzda kalacak. Gece boyu içki yudumlayıp patates yerken rodeo yapan kız ve erkekleri izlemek çok zevkli, düşenler ve düşmemeyi başaranlar gecenize zevk katacak, sevgilinizle kim düşecek kim düşmeyecek diye aranzda bahse girmek daha da zevkli oluyor. Bu arada anladım ki gaylar rodeoda çok başarılı, Fatih Ürek gibi kıvrılıyorlar vallahi..

Santa MonicaLa Cianega Bulvarı'ndan sağa dönünce 3. Cadde'ye (Third Street, 3th St.) doğru gitmelisiniz. Santa Monica'nın en güzel yeri 3. Cadde'dir, küçük bir Beyoğlu gibidir. Haftasonu gündüz gidilmelidir, 01.30' a kadar mekanlar doludur. Yankee Doodle, karşısındaki rengarenk kanepeli mekan Barneys ve Cantina yemek ve içki için en güzel yerlerdir. Yankee'de mutlaka cips ve salsa sos isteyin, bu rengarenk cipse bayılacaksınız. 4,5 bardak bira içeren picher denilen sürahiyi de alınca keyfinize diyecek yok.. Mekanın içindeki cam kenarını tercih edip dışarıyı, güzel alevli ısıtıcıları seyredin derim, serin havadan da etkilenmezsiniz. Santa Monica'da Guess, GAP, Diesel, Abercrombie, Apple, Zara, Mango, Desiguel, Armani Exange, Mc donalds, Subway gibi markalar yer alıyor. Femame adlı küçük markette yok yok, burada 10 adet nefis nugget 2 dolar. Cadde üstünde pekçok küçük tezgah göreceksiniz şapka, takı, magnet, tşört.. satan. Bu satıcıların hepsi Türk, o yüzden dikkatli konuşun. Cadde boyunca şon yapan kişileri göreceksiniz. Şarkı söyleyenleri enstrüman çalanlar, kaykay yapıp türlü numaralarını gösteren zeki köpekler, oryantel yapan siyahi kadınlar, masalarda 5 dolara palmiye falı bakan garip kadınlar, hayvan haklarını savunanlar.. En zevklisi ise rengarenk kanepeli Barneys Cafe'de içkinizi yudumlayıp patates kızartmanızı yerken karşınızdaki müzisyenin güzel şarkılar çalması, sevgilinizin arkasında o anda enfes palmiyelerin başrolü üstlendiği pembe bir günbatımı, ılık harika bir hava ve garsonun fotoğraf makinenizle bu anı ölümsüzleştirmesidir. Santa Monica'nın 3. Cadde'si sonunda solunuzda Desiguel mağazasını görünce karşınıza dev bir alışveriş merkezi çıkacak, arabanızı gün boyu buraya parkedebilirsiniz, ilk 90 dakikası bedava sonraki saatler 1 ve 1,5 dolar diye artıyor. Size tavsiyem 90 dakika sonrası alıp Brodway Blv'ndan 2. sola dönüp 2 saat araç koyma izni olan saati 1 veya 2 dolarlık yerlere parkedin, akşam 18.00'den sonrası bedava.. Ama unutmayın, burada inanılmaz bir kontrol var, 18.00'e kadar vakit varsa mutlaka para atıp öyle gidin. 3. Cadde'de magnetler 5 dolar ve çok güzel magnetler yok, en güzelleri Venice Beach'te..


Venice Beach: Şimdi size nasıl anlatayım ki burayı, anlatılmaz yaşanır burası için söylenmiş sanki.. Bir yer var ki, okyanus kıyısında bir plaj, gençler sörf tahtalarıyla koşuşturuyor, arka kısmında sıra sıra upuzun palmiyeler rüzgarla dans ediyor, palmiyelerin arkasında her türlü sokak satıcısı, müzisyen, sanatçı hünerini gösteriyor, satış yapıyor, onların önündeki kalabalık içinde herkes ise kaykay ve bisikletle gidenler, köpeğini gezdirenler, koşanlar, dondurmasını yiyenler, muhteşem mini şortlu kızlar, onların ardında ise binbir çeşit magnet, mayo, tşört ve türevlerini satan hediyelikçiler ile yanlarındaki harika kafeler.. Bir kafe var ki, hayatımın en güzel kafesi, güneşin batışında siz sevgilinizle bira patates yaparken önünüzdeki müzisyen  de piyanosunu atmış kafenin önündeki yola, üzerinde İran kedisi dinlerken o çalıyor, o çaldıkça turistler hayran kalıyor. Size tavsiyem buraya 14.00 gibi gelin tabi başınızda şapka şart, sahildeki bisikletçiden saati 6 dolara el freni olan bisiklet kiralayın (çoğu kontrapedal), sonra sağa doğru gidip bisiklet-kaykay-koşu yoluna girin, burası dar ama inanılmaz bir yol, bunu mutlaka yapmalısınız. Gidiş-dönüş çift yön ve aşırı hız yapmayın, keskin virajlar var, yerler kumlu olabiliyor bazen ve koşanlar da oluyor. Ucundaki lunaparka kadar gidin derim hatta gidip lunaparktaki trene binip geri de dönün, bisikleti mutlaka kilitleyin ama inecekseniz, emanet sonuçta. Bisikleti kiralarken küçük bir form dolduruyorsunuz, bir kimliğinizi bırakıyorsunuz, nakit 6 doları dönüşte ödüyorsunuz, çantanız varsa sepet de isteyin, ücretsiz. Bisikleti bırakıp sonra biraz soluklanın, dükkanları gezin, magnetlere bakın, el işçiliğinin en güzel sanat ürünlerini, çılgın halk şovlarını görün. Sahildeki özel rampalı tünel gibi yerde rollerblade ve kaykayla gösteri yapanları izleyin. Buraya asla rüzgar varken gelmeyin, deve olsanız kumdan duramazsınız, ayrıca donarsınız, kum fırtınası sizi köpekbalıklarına sürükler :)  Aaah aah Venice Beach, seni çok özlüyoruz, ıngaaaaaaa! :'(


Universal Studioları: Cahuenga Bulvarı sizi oraya götürecektir, Universal City'de yer almaktadır. Amerika deyince çoğu kişinin aklına ilk burası gelir, tabi benim de.. Bence doğal çünkü sinema mezunuyum. Universal'ın biletleri biraz kazık, yıl boyu girmek üzere alırsanız 80 dolar. Biz böyle yaptık ve 2 kere geldik. Otoparkı ise gün boyu 15 dolar, bence bu otopark yerine aşağıda saati 1 dolar olan yol kenarına koyun, en az 5 saatlik para yani 5 dolar ödeyin ve yürüyerek çıkın, kesinlikle böyle yapın, yolun sağındaki kaldırımdan yürüyün, 5 dakika sonra küçük yokuşun tam sonundan içeri gireceksiniz, her yerde dinozorları görmeye başlayacaksınız zaten, çok yakın. İçeri girer girmez city walk bölümünde yer alacaksınız, burası ücretsiz girilen kısım. Birçok hediye mağazası, sinemalar, restoranlar, ünlü markalar (Guess, Hello Kitty..) burada yer alıyor. Gece için buradaki kafe ve barlar öneriliyor ve biz bir gece geldik ama çok kalabalık değildi, ışıklandırma süperdi, boş yollarında yürümek güzeldi o kadar, gündüz güzel. İçeri girince hava basıncıyla uçurulan kişileri görebilirsiniz, oldukça değişik birşey, uzayda gibi oluyorsunuz, özel bir kostüm giymeniz gerekli. King Kong tabelasını geçince Universal Studios dönen top heykelinden sağa dönünce ana girişi göreceksiniz. Asla haftasonu gitmeyin, o 70'lik ama 20'likler gibi koşuşturan Japon kafilelerine sayarsınız valla). Biz haftaiçi gitmemize rağmen oldukça sıcak olduğu için o Japonlar yine heryerde bitmişti hem de kuyrukta kucaklarında laptop ile.. Adamlar eğlenirken çalışıyor. Burada önce kuyruğa girip biletinizi alıyorsunuz, kredi kartı geçerli (bi zahmet, o paraya insan T-rex üretir). Biletinizi asla atmayın, cüzdanınızda filan saklayın, tüm yıl geçerliyse yine lazım olacak. içeri ilk girişte turnikeden geçerken parmak iziniz alınıyor, biletinizi başkası kullanamasın diye bir fişlenmediğiniz kalıyordu burada.. Ve içeridesiniz, sağa sola koşuşturan bir kalabalık, çocuklar, büyükler, cıvıl cıvıl bir karnaval ortamı. Hemen stüdyo turuna doğru koşun, dümdüz gidin yolun solundan sağda oku göreceksiniz, sonra yürüyen merdivenlerden ineceksiniz ve muazzam kuyruğa gireceksiniz, biz kuyrukta 1 saat bekledik ama değdi. Önünüze birbirine bağlı arabalar geliyor, siz hangi sıradaysanız arabada da ona oturmak zorundasınız yani 3 numaralı yıldızda bekliyorsanız 3. sıraya oturacaksınız demektir, yoksa görevliler hemen uyarıp kaldırıyor. Sıranın en önünde olmaya dikkat edin ki pencere kenarına oturun, bol fotoğraf ve King Kong - T-rex dövüşmesi için şart. Stüdyo turu biraz daha kapsamlı olabilirdi, kapalı stüdyoların tam içinden geçilebilirdi diyoruz ama yine de iyidi. Birçok ünlü filmin stüdyo binasını, ev-şehir gibi gösterilen yerlerin birebir yapılmış maketlerini görmek innaılmazdı. New York sokakları, Meksika köyü, kovboy kasabaları, Ümitsiz Ev Kadınları'nın bahçeli villaları, korku filmlerinin doğal dekorları, Jurassic Park'ın bahçesi, uçak ve araba kazalarıyla yok olan mekanlar, Hansel ve Gratel'in şekerden evleri, Sapık'ın oteli,  Hızlı ve Öfkeli'nin nasıl takla attıklarını anlatan pist ve benim için en önemlisi T-rex ile King Kong'un dövüşme anı, bu sırada karanlık bir mekana getiriliyorsunuz ve onlar dövüşürken sizin içinizde olduğunuz jip yuvarlanıyor, kenarlardan raptorlar saldırıyor, T-rex kolunuzu kapmaya çalışıyor, inanılmaz inanılmaz inanılmaz bir ortam, çıkasınız gelmiyor, bunları 3D bu şekilde yaşamak inanılmaz bir şey.. Yol boyu tüm bulvarlara ünlülerin adlarının verildiğini görüyorsunuz, Universal'a 20 yaşında basit bir kurgucu olarak giren ve burada devleşen Steven Spielberg'ten Kirk Douglas'a pek çok ünlü ismin adını yollarda görüyorsunuz. Buradan çıkınca hemen aşağı kısımda yer alan Mumya, Transformers ve Jurassic Park Ride'a gidin derim. İlk önce Mumya'ya binin, inanılmaz heyecanlı birşey, Mumya sizi kovalarken raylı trenle aşağı düşüyorsunuz, böcekleri hissediyorsunuz ve gerçekten korkudan çığlık atabiliyorsunuz, yani sırf sizin olduğunuz platform hareket etmiyor ayrıca bu bir roller coster treni, ve oldukça gerçekçi yaşıyorsunuz. Mideniz bulanmadıysa buradan çıkıp Transformers'a geçin, bu sefer şehir içinde bir kovalamaca yaşayacaksınız ama mumya kadar heyecanlı olmayacak, tek güzelliği ateş topunun sıcaklığını hissedeceksiniz, üzerinize kurşunlar yağacak, inanılmaz şeyler hissedeceksiniz, robotlar ile konuşacaksınız. Mumya çıkışı mideniz bulandıysa Transformers öncesi Jurassic Park Ride'a gidin, burada genişçe bir sandala binip su üzerinde açık havada ilerliyorsunuz, içiniz ferahlıyor, şırıl şırıl küçük dinocuklar size şaka yapıp ağızlarıyla su püskürtoyorlar, arada Raptorlar çıkıyor filan ama kıtlamıyorlar. Oldukça neşeli geçiyor ve kısa yokuşlardan iniliyor ama gelin görün ki gözünüz hep onu arıyor :) Nerede bu, koymamışlar mı, ama olmaz ki derken 90 derece bir yokuştan yavaş yavaş çıkıyor sandal ve karanlık bir tünele giriyorsunuz, gerisini anlatmayacağım, önümdeki dede kaplten gidiyordu, sinamacı ben bile bu kadarını beklemiyordum, iki şok sizi bekliyor kısacası muhahaha :D O yokuşu çıkarken fotoğraf makinelerini kapatıp çantaya atın derim yoksa korkudan suya atıverirsiniz vallahi :D Bu arada mutlaka ortalara oturun, kenarlardakiler bayağı ıslanıyor, artık altlarına kaçıranlar da su sayesinde kamufle oluyor.

 

Çıkışta ekranlardan tipinizin ne hale geldiğini görüp fotoğrafınızı kazık fiyata satın alabilirsiniz, ekrandan fotoğrafınızı çekmeye çalışmayın görevliler bu numaraya kanmıyor :) Of şu anda orada olmak için neler vermezdim, ıngaaaa :'(  Sonra çıkışta diğer koca dino maketleriyle ve muazzam Jurassic Park kapısıyla fotoğraf çekip yürüyen merdivenlerle tekrar yukarı çıkın, istikamet The Simpsons. The Simpsons da Mumya ve Transformers benzeri, biraz çocuklar için gibi yapılmışa benziyor dıştan ama asla değil, mutlaka binmelisiniz, inanılmaz rahatlayacaksınız, onlarla beraber gölde yüzüp, bebek Simpson'un boğazından içeri kadar gireceksiniz, lunaparkta Simpson ailesi ile roller costera bineceksiniz daha ne diyeyim. Ve Mumya kadar korkutucu olmaması güzel. Bu sırada asla fotoğraf çekmeyin, Simpsonlarda sizi sürekli uyarıyorlar, radyoaktif açıdan çok önemli. Önce sizi kısa bir süre bir odada bekletip sonra trene alıyorlar, beklemeye değer. Çıkışta Simpson ailesi kuklalarıyla ücretsiz fotoğraf çekilebilirsiniz. Ve asıl bomba, görebileceğiniz en muazzam korku tüneli; Horror House.. Buraya girmezseniz çok şey kaçırırsınız, inanılmaaaaaaaz! Bu sefer raylı bir sisteme binmiyorsunuz, kendiniz yürüyorsunuz, inanılmaz uzun ve çok zekice hazırlanmış bir yer. Çocukluğunuzdan beri ne kadar suratsız, kanlı, yaratık, katil, şebelek korkunç tip varsa hepsi buraya toplanmış, korku filmlerindeki tüm ünlü karakterler burada.. Ama asıl önemlisi ise bunlar plastik heykel filan değil, öyle 2 tane cansız kurukafa çıkan, bir böcek sarkan lunaparktaki korku tünellerinden sanmayın asla, Mumya sizi kovalayıp sarıldığında, katiller satırla saldırdığında, Çaki fırladığında ah dediydi bu blog yazarı demeyi bırakın ve canınızı kurtarın, kısacası anı yaşayın, eğlenin ve korkun biraz.. Tek sıra yürüyorduk ve Mumya sarıldığında öndeki 20 yaşlarındaki sarışın kız ağlayarak kriz geçirmeye başladı düşünün artık. Benim gibi böcek fobisi olanlara zaten hiç bitmeyen ayrı bir güzellik var Allah onun bin belasını tövbe estafurullah.. Bu arada korku tünelinde bir Türk olarak zekamı kullandım ve baktım olmayacak, dört bir yandan saldırıya uğruyoruz,  Recep İvedik'in psikoloğuna yaptığı tarz elle Turkish joke yapmaya karar verdim, eli satırlı amca ve kurtadam kalakaldı, işte o anda millet koptu :D Of ne eğlenceliydi, harbiden çocukluk korkularınıza geri dönüyorsunuz ve o anda korkuyorsunuz, eğleniyorsunuz, hiç çekinmeden girin derim, hatta çoğu zaman benim gibi önden ilk giden olursanız benim gibi yere eğilin derim ama o bastıbacak Çaki yerden daha iyi yaklaşıyor :D Universal'da başka nasıl aktiviteler var derseniz; filmlerdeki bazı sahnelerin nasıl çekildiği anlatılan seyircilerin katılımıyla daha da komik hale gelen kapalı salonda yapılan canlı şovlar, filmlerde oynayan ünlü hayvan oyuncuların kapalı salon şovları, waterland, Jazcı Kardeşler (Blues Brothers)'in açık havada canlandırlması ile yapılan güzel müzikal, film ve çizgi film kahramanlarının canlandırılmış kukla hallerinin fotoğraf çektirmeniz için dolaşmaları (Drakula, Scobby Doo, Wooddy Wood, Simpsonlar, Marlyn Monroe, Transformers, Lucy..), asılı kocaman bir Jaws, anlam veremediğimiz Shreek aktivitesi,  çocuklar için birçok aktivite.. Etrafta ayrıca birçok restorani kafe, bar, karnaval oyunları, filmlerden dekorlar, her sokağın farklı bir filme veya döneme göre düzenlenmiş olması gibi hoş ayrıntılar var (Fransız Sokağı, İtalyan Sokağı, İngiliz Sokağı, 1960'lar..) Kısacası Universal City'de çok eğleneceksiniz ve herkesin kendine göre bulacağı birşeyler var. Yedek foto şarjı ile gidin, yetmeyebilir. Çıkışta rodeolu kafenin bir şubesi burada bulunmakta orada  bira ve rodeo eşliğinde eğlenmeye devam edebilirsiniz. 

Beverly Hills: Dünyanın en pahalı caddesi, en lüks caddesi, en ihtişamlı caddesi.. Yürürken bile kendinizi ne hikmetse özel hissettiren yer. Yan yana, karşılıklı en lüks markalar, şık giyimli insanlar, alışveriş poşetleriyle lüks arabalarına inip binen kişiler.. Bijon, Armani, Louis Vitton, Dolce Gabanna, Ferre, Chanel, Gucci, Prada, Guess, Michael Kors, Bebe, Porche Design.. bunlardan sadece bazıları unuttuğum dolu var. Tek kötülüğü akşam 19.00'da tüm mağazalar kapanıyor ve bu kadar turistik bir açıkhava alışveriş yeri bomboş kalıyor, şaşırıyorsunuz. Burada fazla yemek alternatifi de yok, öyle Mc gibi ucuz yer aramayın. Size burada şubesi bulunan Cheesecake Factory'yi önerebilirim, oldukça kalabalık oluyor. Beverly Hills'te arabanızı nereye mi koyacaksınız? Beverly Hills'ten dümdüz geçip meşhur Rodeo Drive'ı da geçince karşınızda sağ tarafında kocaman Beverly Hills yazan bir park, solunda ise yemyeşil palmiyelerle ve diğer bitkilerle kaplı bir başka bulvar ve karşılıklı lüks evler göreceksiniz, işte buralara arabanızı koyabilirsiniz.


Redondo Beach: Bir haftasonu akşamı ve gecesi burada geçebilir. Bir tarafında Tarabya-Kalamış karışımı okyanus kenarı marinası ve ağır restoranları var. En hareketli yeri ise Cheesecake Factory gibi gözüküyordu, gündüz güzel fotoğraflar çıkabilir ama asıl güzel yeri buradan dümdüz C. Factory'yi solunuza alıp gidin, ıssız yoldan sonra Beyoğlu gibi kalabalık biryere geleceksiniz, Ortaköy'den bile daha küçük ama tüm gece klüpleri ve gençlik burada. Yine bir iskele mevcut. Yan yana çok güzel üç tane küçük gece klübü bulunmakta, içeriye giriş 5 dolar ve inanılmaz uzun kuyruklar oluşmakta, buralar unutmayın ki gece 01.30 da kapanıyor (Biz bilmeden 5'er dolar verip kuyrukta bekleyip girdik,  20 dak sonra kapandılar, içki de içemeden döndük.) Kimse sokakta içki içmiyor, polis sürekli kontrol ediyor. Yalnız içip içip sapıtan Amerikalı genç erkeklerden uzak durun, gözümüzle gördük yanında sevgilisi olan bir erkeğin göğüslerini taciz edenini gördük. Kısacası yan yana dolu kafe, bar, restoran var ama buradaki kişiler biraz cıvıtık geldi. Parkyeri bulmak zor, çok kalabalık, çıkışta alkollü yola fırlayan yayaları aman ezmeyin. 

Manhattan Beach: Günbatımını buradaki iskelede veya kafelerde izlemek çok keyifli.. Oldukça nezih bir yer, mutlaka gidin derim. Yan yana dizilmiş güzel manzaralı kafe ve restoranlar çok hoş. Arabanızı önünüze parkedebiliyorsunuz. Burada ayrıca çok meşhur bir cupcake, dondurma, çikolata satan yer var, köşebaşında ve inanılmaz kalabalık oluyor. Yolda devamlı ikram yapılıyor, cupcakelerin görselliği karşısında şaşıracaksınız, mücevher gibiler. Bizim tavsiye ettiğimiz kafe ise buranın tam karşısında yer almakta. 

Downtown: Maslak, Levent, Beşiktaş, Laleli karışımı biryer. Heryer gökdelen.. Yorumlarda sakın burada kalmayın ve gece dolaşmayın diyordu, son zamanlarda düzelmesine rağmen kötü ve tehlikeli diyorlardı ama çok da meşhurdu, Mustang'imizin üstü açıkken buraya gittik. Öğlen vakitleriydi, heryer kalabalıktı. Takım elbieli işadamları, siyahi sokak çalgıcıları, size yiyecekmiş gibi süzen hispanik diye anılan Meksikalı, Güney Amerikalı inanılmaz garip tipler, neler neler.. Arabayla tren garına doğru giderken ışıklarda durmak zorunda kaldık, güpegündüz yüzlerce siyahi yerlerde yatıyordu, çoğu homelessti, uzak olmamıza rağmen neredeyse arabayı parçalayacaklardı, bakışları buydu yani, hemen uzaklaştık tabi, biraz ıssız yerler. Arabayı günlüğü 5 dolar olan açık bir otoparka koyduk, buradaki tiplere güvenilmezdi, Allah muhafaza emanet araba.. Sonra daha kalabalık olan, hispanik kaynayan sokaklarda yürüdük. Buralarda tek başına bayansanız pek yürünmez, ayrıca çiftseniz bile akşam namazı ile birlikte yani 17.00'den sonra burada olmamanız hayrınızadır. çok şükür bir gasp filan yaşamadık ama gün boyu irkildik, bakışlar beynimizi yedi. Yine de binalar çok ihtişamlıydı, özellikle arabayla yanında geçilen pasparlak Disney binası çok etkileyici. Downtown'dan kısacası arabayla geçmek kafidir. 

Marina Del Rey: Yine güzel ve ağır bir liman bölgesi, çok güzel fotoğraflar çekilebilir, Redondo'dan daha güzel, elit ve değişik çünkü yakınında göl, etrafını Amsterdam evleri gibi çevrelemiş renkli evler, şirin yeşilbaş ördekler, rüzgarda yelkenlilerin yarıştığı okyanus kenarı, foklar, daha değişik bir bisiklet parkuru, marinada sayısız tekne, göl kenarı yürüyüş yeri var. Killer adlı yakındaki güzel restoran değişik bir konsepte sahip. 

China Town: Korea Town'dan tarif alıp gitmemize rağmen bulamadık, ejderhaları merak ediyordum ama nasip kısmet, Alemeda'dan bir bulamadık şurayı, amaaan, kedi köpek yiyen insanların mahallesini napayım ben, başlarına çalsınlar. (Bulamama sendromu ve hayvanseverlik)

Culver City: Sony Pictures, Kirk Dougles Theatre, City Hall (Superman'in çekildiği yer) burada yer alır. Sinemaya meraklıysanız hiç değilse arabayla önünden geçmenizde fayda var, nasıl gidilir diyorsanız Venice Bulvarı'nın tam tersi sağ istikamette. Ayrıca buradaki çinili mavi camiye bayılacaksınız, çok şirin. 

Westwood: Gittik de ne oldu, tavsiye etmem. UCLA (University of California Los Angeles)' nın bulunduğu yer, çok matahmış gibi de etraftaki tüm hediyelikçilerde bu üniversitenin ürünleri satılıyor sadece, Hello Kitty bile UCLA'lı olmuş yani, etrafı güzel değil, sadece öğrenciler, fastfoodçular ve sinemalar var, öğrencilere göre düzenlenmiş bir yer, kaldı ki etrafta öğrenci de yok, olanların da civardan haberi yok, ineklemekten veya çok içmekten beyinleri sulanmış olabilir, bilmiyorum, yollar çok boş, mekan da güzel değil, vakit kaybı..

Pacific Highway ve Malibu : Mustang'in üzerini açıp 1 numaralı Pasific Highway adlı sahil yolundan elektronik müziklerinizi açıp gidin derim. Muhteşem bir manzara ve siz.. Malibu'da Steven Spielberg ve pek çok ünlünün malikanesi bulunmaktadır. Tabi bu evlerin çoğunu göremeyeceksiniz ama olsun. Malibu Beach ise fotoğraf için uygun ama gidilmese de olur, çok sakin bir yer. Zuma Beach'te ise hiçbirşey yok ve üstüne paralı. Yol boyu gidin, arada durup foto çekip geri dönün yeterli derim, zaten yol yeterine uzun.

Grifith Park: Grifith deyince biz sinemacılar için akan sular durur, kendisi kurguyu bulan kişidir. Tam da yerinde, Holyywood'ta, Hollywood yazısı önünde kendi adına bir park vardır, parkın içinde gözlem evi ve Los Angeles Hayvanat Bahçesi bulunmaktadır. Pazar günleri için kısa ve iyi bir alternatif olabilir.

Inglewood: Otelde kalmak için en güzel yer, ucuz, sakin, tüm ihtiyaçlarınızı giderebilirsiniz, çok merkezi, havalimanı, araç kiralama şirketleri, marketler, tüm anayolların girişleri yanıbaşınızda.. Yazının başından beri diyorum, mutlaka burada kalın, hem ucuz hem güvenli, bana güvenin.

Magic Mountain Six Flags: Dünyanın en hızlı rollercosterı, en dik ve hızlı kulesi burada yer alıyor, girişi 50 dolar, biz kalplerimizden korkup gitmedik, biraz içimizde kaldı, 3 gün öncesinden netten bilet alınca 40 dolar, oteldeki indirim kuponlarıyla gidip kapıda almak 45 dolar.

Disneyland: Giriş 100 dolar, Paris'tekine 30 euroya girerim daha iyi, Universal yeter derim. 

Pasadena: Çok gezmedik ama fazla beğenmedik, gidilmese de olur. Güzel bir kilisesi var o kadar, onun dışında yaşamak için huzurlu, sessiz bir yer, gece yolları inanılmaz karanlık, ev aralarındaki yollarda anayolu ararken kaybolmamak imkansız. Ayrıca çok uzak bir yer, tavsiye etmiyorum. ama 1 Ocak'ta buradaysanız gidin, dünyanın birçok gülü buraya getirilip o tarihte geçit töreni yapılıyormuş. Yılmaz Morgül ve mahsun Kırmızıgül de geliyor mudur acaba? :p

Korea Town: Sakın gitmeyin. Maslak gibi bir yer, heryer gökdelen, sadece iş mekanı, 17.00'de heryer kapanıyor, boşuna vakit kaybı,  ayrıca 3. sınıf bir yer..


Santa Anita Park: Tüm at yarışı severlerin gitmesi gereken bir yer. Avrupa'daki (Fransa) hipodromlar bile yanında sönük kalır (Tabi Dubai'yi bilmem orası süper gözüküyor.). Biz Breaders Cup'a yetişemedik ama benzer bir gün yaşadık diyebilirim. Santa Anita'nın açılış gününe gittik. Otopark 4 dolar, girişte camlardan insanlar birbirlerine bedava otopark giriş fişi uzatıyor mutlaka alın. Kişi başı giriş 5 dolar. Bültenler ayrıca içeride  2.50 dolara satılıyor ve el kitapçığı gibi, içinde o günkü tüm Amerika yarışları yer alıyor, oldukça kalın. Burası tam bir karnaval havasıydı, ailece gelenler, çimlerde piknik yapanlar, şapkalarıyla endam eyleyen zarif bayanlar, kızarmış tavuk patates biralarıyla ve isimlerinin yazılı olduğu sıralarda ilkokul çocukları gibi oturan 50-70 yaş aralığındaki yarış tutkunları, tek başına gelip oynayan bayanlar, limuzinler, atların çektiği köpekler, kampanyalar, tüm günün yarışlarının gösterildiği yüzlerce ekran ve değişmez yırtılan kuponlar... Çıkışta Sea Biscuit adlı meşhur atın heykelini ve duvarda kazılı adını göreceksiniz. Ben bir atın showuna 50 dolar bastım geldi (ilk üçe girmesi oyunu) ve bir de sıralı ikili buldum, daha ne olsun, tüm masrafı çıkarmıştım. 

Hollywood Park Casino: Otelimizin dibinde ve adı meşhur diye gündüz gittik ama bence zaman kaybı. Zaten Los Angeles içinde rulet yasak, casinoda da ne rulet var, ne de slot makineleri. Kahvehane gibi bir ortam düşünün, fazla ses, müzik yok, renkler bir garip pastel tonu soluk ve herkes birazdan polis baskın yapacakmış gibi tedirgin canlı kağıt oyunları oynuyor, yemek yiyor. Ayrıca daha da beteri, kumarhane her oyun başına sizden yaklaşık 2 dolar kesiyor, bu asla Las Vegas'ta yok. Ayrıca özel kısmında boks müsabakaları düzenleniyor. Hiç tavsiye etmiyorum. Hollywood Park at yarışları ise hemen dibinde gerçekleşiyor, içinden geçiş var, yan yanalar. Girişte sincaplar sizi karşılıyor. Giriş en ucuz 10 dolar. Ayrıca birer bülten de dahil ama burası da zaman kaybı. Yakın ama asla Santa Anita Park gibi kalabalık ve kaliteli değil, üstelik herşey daha da pahalı, bir küçük bardak bira bile 7 dolardan başlıyor, giriş de daha pahalı, anlam veremedik, sakın gitmeyin derim. 

Alışveriş:  Beverly Center,  Beverly Hills, Rodeo Drive, Venice Beach.. En önemli alışveriş yerleridir. 

Las Vegas:

San Diego:

San Francisco:
San Diego

Las Vegas


San Francisco
Amerika hakkındaki fikrim:  Gittim gördüm, sevgilimin hep dediği gibi hakkında fikirlerim bayağı değişti, insanlar küçüklükten itibaren çok saygılı eğitiliyorlar. Karşıdaki insana saygı herşeyden önemli. Bu sizi en etkileyen şey oluyor. En basit veya en pahalı bir mağazaya girseniz, sadece birşeye bakıp çıksanız da değişen şey yok, sizi inanılmaz güleryüzlü karşılayıp ilgileniyorlar, hemen nasıl olduğunuzu, gününüzün nasıl geçtiğini soruyorlar, marketteki kasiyerlere kadar böyle, yapmacıklık, bezginlik görmüyorsunuz. Herkes işini seviyor çünkü herkes karşılığını alıyor. Herkes kendine vakit ayırmasını biliyor. Spor yapmak, aileyle ilgilenmek, köpeği dolaştırmak, bahçeyi görsel ve düzenli tutmak çok önemli. Bütün karayolları çok ama çok düzenli, en kötü bölge bile düzenli, boş geçilmemiş, devlet değer vermiş, burası Tarlabaşı uğraşılmaz dememiş, insana değer verilmiş. Benim için en kötü yanı sokaklarda hiç kedi ve köpek yok, Avrupa gibi bu konuda çok sertler. Hepsi barınaklarda ölümü bekliyorlar, her hafta yenileri öldürülüyor, bu çok acı, ve umarım bizim devletimiz de bunu dikkate almaz ve 5199 kanununu onaylamaz. Sonuç olarak Amerika, California, Los Angeles deyince aklınızda düzen, saygı, güzel evler, Mc, taco, outletler, muhteşem güneş batışı, inanılmaz uzun türdeki (Mexican Fann Palm Tree) enfes palmiyeler, Venice Beach aklınızda kalan şeyler oluyor. Las Vegas deyince çılgınlık, ışıltı, kumar, gece hayatı, San Diego deyince de 5. Cadde.. Kısacası mutlaka gidin derim, palmiyeleri çook özlediiim.."
                                                                                                                                             ALINTIDIR.


4 yorum:

  1. seni ben yerim beee:) canım benim; mim gönderildi....

    http://birdelininpembedefteri.blogspot.com.tr/2014/06/bir-mim-klasigi.html

    YanıtlaSil
  2. Teşekkür ederim bloğuma gelip güzel yorumlarını yazdığın için... Hemen hemen aynı tarzda yazıyoruz bende senin bloğunu çok beğendim. Tavsiye istemişsin benden .. Bloğu neden başladığını hiç unutmamak olabilir sana tavsiyem ben kendime bu hatırlatıyorum hep ve sanki şimdi blog yazmaya başlamışım gibi yazmaya başlıyorum bloğu severek yapıyorum işimi ve paylaşımlarım kimseyle ilgili değil sadece bana özel faydalanan okuyan olursa seviniyorum sadece o kadar :)) tekrar görüşmek üzere....

    YanıtlaSil
  3. Merhaba ' Yağmurun Dünyası :) Vakit ayırıp sayfama geldiğin ve değerli yorumun için çok teşekkür ederim. Senin gibi bütün açık yürekliliği ile yadıma hazır arkadaşların olmasını bilmek çok güzel :)

    YanıtlaSil
  4. Bir Delinin Pembe Defteri :) çok teşekkürlerr mim için ...Bugün sayfamda paylaşıyorum.kocaman öpüyorum.teşekkürler..

    YanıtlaSil

Bir Yorum Patlat , Dünya Sesini Duysun ...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...